5 Eylül 2009 Cumartesi

Sarı sayfalı defter

Masamın üzerinde çeşitli kitap, dergi, defter ve kağıtlardan oluşan bir yığın var. Taşınırken sağdan soldan çıkanları bir çantanın içine tıkmıştım. Yerleşmem biraz uzun sürdüğünden ancak bu karmaşık yığına sıra gelmişti. İşten ayrılınca vefat eden teyzemin fotoğraflarını taratırken yığını da bir elden geçireyim dedim. Yığının içerisinde sarı sayfalı bir defter elime geçti. İçinde 15 - 20 sayfa ya var ya yoktu. 2 ya da 3 sene önce kim bilir neye heves edip bir kaligrafi kalemi almıştım. Hatta kalemi ilk aldığımda 3 ayda 5 sayfasını ancak yazdığım hikayeye kaligrafi kalemi ile yarım günde 5 sayfa daha eklemiştim. (Evet, kaligrafi kalemi ile hikaye yazan o kişi ben oluyorum.) Kalemin kerameti demiştim ama alakası yoktu tabi. Sonra kalem mürekkep kaçırmaya başlayınca parmaklarım sürekli mürekkebe boyandığından kalemden soğumuştum. İşte bu sarı sayfalı deftere de çoğunluğu o kaligrafi kalemiyle olmak üzere bir şeyler karalamışım. Lakin hafızamı ne kadar yoklarsam yoklayayım, bu yazıları ne zaman yazdığımı neden yazdığımı hatırlayamadım. İnsan hafızası çok acayip azizim. Üzerinden en fazla 3 yıl geçmesine rağmen neredeyse defterimi tanımayacaktım. Neyse ki yazı hala benim yazım.

Sayfalar bitip yazacak yer kalmayınca defterin kapağının arkasını kullanmışım sanırım.


Bu sayfayı yazarken neler olduğunu hatırlıyorum. Sayfadakileri yazdığımı/çizdiğimi hatırlamıyorum da yazılanı hatırlıyorum. Geçen yıl ben iş ararken kuzenim de iş arıyordu. Bana iş bulmaya çalışan aracı firma da kuzenim için dış ticaret asistanlığı gibi bir görevi düşündüğünü söylemişti. Sanırım onu not almışım. Resimde görülen samsung benim eski telefonum olup yanındaki neredeyse telefon kapağının yarısı kadar olan kapak da kaligrafi kalemimin kapağıdır. Güzel resim çizemem zahir.



Bunları neden çiziktirmişim, hiçbir fikrim yok. Hiçbir şey anımsatmadı bana.


Cry Freedom diye bir kitap vardı, hala kütüphanemde durur. Zenci bir adamın Afrika'da (yani kendi ülkesinde) verdiği var olma savaşını ve iç savaşa karşı yürüttüğü mücadeleyi anlatıyordu. O kitabı tekrar okumuştum. Masamın üzerinde o kitap, yanında tabi ki kaligrafi kalemim. Nescafe bardağım. Nescafe bardağımın üzerini sonradan çizmişim.

Bu sayfada herhalde listening egzersizi yapmışım. Dizi izliyor olabilirim. Duyduğum kelimeyi yazmışım.


Listenin egzersizlerine devam.

Bu sayfada sansürlemem gereken bir şeyler yazmışım. Sanırım bunlar da bir şeyler izlerken aldığım notlar.

Değişik çizim çalışmalarım. Numune enjektör ile neyi kasetmişim acaba?


Kaligrafi kalemi ile oluşturduğum saçma bir desen!


İşte bunu hatırladım. En azından bir kısmını. İlk başta hatırlayamamıştım ama üzerinde biraz düşününce çıkardım. Simon enişte, Şevval Sam ile Feridun Düzağaç'ın başrollerini oynadığı Derman dizisinde geçiyordu. Bunu da o zaman not almışım.

Tekrar ediyorum, insan hafızası çok acayip. Bilinç dışı/ İstem dışı hareketlerle yazmışım bir şeyler deftere. Çoğunu hatırlamıyorum bile. Her yazdığımı unutmam tabi. Ama bunları unutmuşum.
Yüzleri unutmada da çok hızlı zihnimiz. Çok sık gördüğünüz biri bile olsa zamanla aklınıza getirdiğinizde zihninize düşen yüz gittikçe silikleşir. Üstelik bu, o kadar kısa zamanda olur ki çok fena şaşırtır insanı. Neyse ki fotoğraf diye bir şey var. Zihnim ne kadar silmeye, yok etmeye, belirsizleştirmeye çalışsa da saklayabiliyorum teyzemin yüzünü hala aklımda.

2 yorum:

  1. çok postmodern bir yaklaşım gördüm çizimlerinde :p

    YanıtlaSil
  2. ahaha evet. bir yazı/resim/çizim/fotoğraf bir şey anlatmıyorsa postmodern oluyor doğru :p

    YanıtlaSil