30 Ağustos 2009 Pazar

Saba Tümer'e açık mektup


Sevgili Saba,

Sana sevgili dediğime bakma, aslında benim için hiç de sevgili bir insan değilsin. Adettendir diye yazıyorum işte.

Sabacığım, bu mektubu sana neden yazdığımı merak ediyorsundur. Merakını gidereyim. Geçen gün iki ayrı gazetedeki röportajlarını okudum ve artık karar verdim ki seninle ilgili bir şeyler yazmalıyım. Çünkü sen Saba, bu hayatta hiç başıma gelmemiş bir şeyi yaşatıyorsun bana. Okumaya devam edersen onun da ne olduğunu öğreneceksin. Mektubumu okurken sık sık şuh kahkahalar atmayı ihmal etme Saba, yoksa üzülürüm.

Saba, ben televizyon izlemeyi uzun süre önce bırakmış biriyim. Seni bugüne değin bir kez bile televizyon ekranından görmüş değilim. İsmin böyle bir yerlerden tanıdık geliyordu ama işin, gücün, yüzün hakkında hiçbir fikrim yoktu. Ayrıca neden bilmiyorum ama, ben seni hep erkek sanırdım. Sonra bir gün yine internetten gazete okurken seninle ilgili bir haber gördüm sayfanın aşağısına doğru bakınca. Haberin küçük resminde sarışın bir kadın görünce “Aaa, Saba Tümer erkek değil miydi ya” diyerek habere tıkladım. Gazetelerde seninle ilgili her haber okuduğumda Saba, hakkındaki ilk haberi okuduğum o güne lanet ediyorum. Çünkü ondan sonra seninle ilgili yapılan haberlerin ardı arkası kesilmedi. Artık her gazete sayfasını açtığımda en az iki günde bir seninle ilgili bir haber okuyacağımın bilinciyle korkarak açıyorum. Kimi zaman programından bir kesit içeren videolarla tanıdım seni, kimi zaman kadın erkek ilişkilerine dair fikirlerinle bizi aydınlattığın haberlerde gördüm seni. Bazen röportajların, bazen fotoğrafların. Yüzünü gördüğüm hiçbir haberi es geçmedim Saba.

Bizim ailede bir özellik vardır. Babamla ben mesela, fikirlerimizin hiç uyuşmadığı insanların köşe yazılarını okumaya bayılırız. Bazı köşe yazarları var, ismini vermek istemiyorum ama versem de fark etmez çünkü zaten muhtemelen sen onları programına çağırmadıysan haklarında en ufak bir fikrin bile yoktur, işte onların yazdıkları her cümleden saçmalık aksa da ben onları okurum. Hoşuma gider çünkü, zıtlıkları severim. Seninle de ilgili böyle olacak sandım Saba. Tabi sen köşe yazarı değilsin. Gazetelerde haberlerini gördüğümüz ünlü tayfasından hiç hoşlanmadığım insanlar oluyor tabi ki. Ama sonuçta herkes kendi halinde yaşayıp gidiyor. Okur geçerim. Seni de onlardan biri sandım. Değilmişsin Saba, değilmişsin.

Yukarıda bahsettiğim gibi hiç sempati besleyemediğim ünlü grubunun içinde geniş kitlelerce sevilen insanlar da var, kendi çapında ünlü olanlar da. Ben hiç hoşlanmasam da o insanları seven birilerinin olduğunu anlayabiliyorum. Ama seni anlayamıyorum Saba. O sarı saçların, bronz tenin, gülüşün, dişlerin, şuh kahkahaların, ahkamların ile bana o kadar itici geliyorsun ki anlatamam. Sakın yanlış anlama Saba, senden nefret ediyorum sanma. Ama bana vallahi çok itici geliyorsun. Bana itici gelen tek kişi sen değilsin Saba ama itici de olsa insanlarla yaşayıp gidiyoruz işte. Ama seninle olmaz Saba. Yakınımda olmasan bile seninle bu iş yürümüyor. Gül burada Saba, gül.

Seninle ilgili duygularım gün ışığına çıktığından beri kendimi sorguluyorum. Kimse kimseyi sevmek zorunda değil. Anlaşamadığım hatta hiç anlaşamadığım insanlarla bile yuvarlanıp giderken sen neden farklıydın? Zeka konusu üzerinde durmuyorum bile. Acaba dedim güzelliğini mi kıskandım? Tamam yaşına başına göre hoş bir kadınsın ama bence öyle o kadar güzel de değilsin. Ayrıca güzel olsan bile seni niye kıskanayım Saba? Sen nerede, ben nerede. Çok ayrı dünyaların insanlarıyız. Ayrıca benim kıskançlık duygularım karşımdaki için değil yanımdaki içindir. Yani sevdiğim için kardeşimi bile kıskanabilirim ama kardeşimi kıskanırım, karşımdaki kişiyi değil. Buna rağmen ille de karşıdan birini kıskanacak olsam sana sırana gelene kadar oooo Saba. Benden çok kazanıyor olman desem, benden hatta senden çok daha fazla kazanıp bir kuruşunu bile hak etmeyen insanlar varken sen bile az kazanan kalırsın onların yanında. Başkasının parasında gözüm zaten olmaz. Bu yüzden benden çok kazandığın için de bana itici geliyor olamazsın Saba. Kariyer, meslek desem, popülariteden, şöhretten nefret eden biri olarak seninle benzer bir pozisyonda olmadığım için ancak sevinebilirim Saba. Bilmiyorum beni anlıyor musun Saba ama gerçekten biz çok farklı dünyaların insanlarıyız. Aramızda çatışacak hiçbir şey olamaz. Egolarımız mı çatıştı diye sorsam. Egolarımızı çatıştıracak bir ortam olmadığı gibi ben hayatımı kahkahamla, gülüşümle kazanmıyorum ki Saba. Ben aklımı kullanıyorum. Egolarımız niye çatışsın. Diyorum ya çok uzağız birbirimize. Buralarda kahkaha atmayı unutma sakın.

Sonuçta kendimi çok sorguladım. Bir yere varamadım Saba. Artık kabul edelim seninle yıldızlarımız barışmıyor. Bilmiyorum, belki gerçekten çok iyi bir insansındır. Cana yakın, iyi niyetli vs. İleride bir gün belki tanışırız ve ben senin çok iyi bir insan olduğunu görürüm ama bence senden yayılan bu itici güç zayıflamayacak, geçmeyecek. Bu yüzden bence hiç tanışmayalım.

Umarım beni yanlış anlamıyorsundur Saba. Sana bu mektubu en içten duygularımla yazıyorum. Adımla soyadımla yazıyorum bak. Sana hakaret falan da etmiyorum. Ama vallahi sıkıldım Saba. En son röportajında sana flörtöz müsün diye sormuşlar. Sen de flörtöz denemez ama mavi boncuk dağıtıyorum, gibi bir şey demişsin. Ona mavi boncuk dağıtmak denmez Sabacığım, “Gördüğüne aşık görmediğine bulaşık” denir. Bunun daha ciddi, daha hakaretimsi bir versiyonu da var da sen ondan değilsin bence.

Mektubuma burada sonra verirken Saba, bana ettiğin eziyetin son bulmasını, olur olmaz her şey için gazetelerde haberlerinin çıkmamasını diliyorum.

Hep gül Saba. O sinir bozucu kahkahalarından hayranlarını sakın mahrum bırakma.

Bizi birbirimizden uzak tutan hayatın hep uzak tutması dileklerimle
Büşra.

Özgün İçerik Kodu: 2468E3F7AA929C75289D44B4E3E466EC94BDE431

7 yorum:

  1. içimdeki hisleri senin kadar güzel ifade edebilceğimi bilsem ben de lerzan mutluya yazardım.ama hakaret etmeme kısmı benim için çok zor.

    YanıtlaSil
  2. hakarete gerek yok bence böyle de güzel ifade ediliyor :p

    YanıtlaSil
  3. işte o denli seviyorum lerzan mutlu'yu.:D

    YanıtlaSil
  4. Bu kadar nefret etmene neden olacak ne yaptı Seba anlamadım. Ama bence sürekli bahsettiğim şu şuh kahkahaları olabilir seni rahatsız eden. "yıldızı barışmamak" diye bir tabir var, sanırım seninki de öyle bir durum. Sevemeyince sevemiyor işte insan. Ard arda karşına çıkması da ayrı bir talihsizlik olmuş senin için.

    YanıtlaSil
  5. aslında yazıda da dediğim gibi nefret etmiyorum kesinlikle ama işte dediğin gibi yıldızımız barışmıyor :)

    YanıtlaSil
  6. kahkaha atarken bazen ağzının ortasına vurma isteğimde artış oluyor

    YanıtlaSil
  7. evet yalnız olmadığımı biliyordum :)

    YanıtlaSil