Birden fazla mühendisin aynı ortamda bulunması halinde birincide, olmadı ikincide o da olmazsa üçüncü muhabbette mutlaka konuşulan bir konudur bu. İki mühendis bir araya gelirse mutlaka ülkemizde pazarlamacılara/satışçılara verilen değer bir bir anlatılır, buna karşılık mühendislerin ne şartlarda ne maaşlara çalışmaya mecbur bırakıldığından bahsedilir. “Kimsenin maaşında gözümüz yok ama çok adaletsiz bir düzen” diye konuşmanın sonuna iyi niyetler eklenir. En sonunda “Ama mühendisler de kendi işlerini kurabilir” düşüncesiyle avunulur. Her mühendis gibi benim de zihnimi sık sık meşgul eden bir konu bu. Kriz olsun olmasın şirket zarar ettiğinde ürünleri satamayan satışçıların değil de ürünü üreten, satmaya hazır hale getiren mühendislerin ilk elden çıkarılanlar olması yemek arası – masa başı mühendis tezlerini doğrular nitelikte. Son birkaç gündür bu konu olması gerektiğinden daha fazla zihnimi kurcalıyor. Bugün yine günlük olağan yüzleşme-sorgulama mesaimde masamın başında sandalyemde oturmuş şirket içi organizasyonel yapılar üzerine düşünüyordum. Sıra tam pazarlamaya gelmişken dışarıdan gelen bir ses gözümün önünde şimşekler çakmasına neden oldu.
Pazartesi günleri odamın penceresinin baktığı sokakta semt pazarı kuruluyor. Gürültü, patırtı, araba sesleri, çocuk sesleri birbirine giriyor ama bu durum her hafta tekrarlandığı için artık fark etmiyorum. İşte tam pazarlama üzerine tezler geliştirirken pazardan bir adamın sesi diğer pazarcıların sesini ezerek kulağıma ulaştı.
“Gel abla, geeeeeeel. Bakmadan geçme. Almadan gitme. En iyisi burda.”
O an dedim ki kendime “Tez yazmaya, aklını yormaya değmez. Her şeyin özünde yine aynı şey var.”
Pazarlamanın semt pazarında mal satmaktan hiçbir farkı yok. Çok sesi çıkan çok ilgi çekiyor. Çok bağıran çok kazanıyor. Bu yüzden pazarcılar, çiftçiden çok kazanıyor. Çünkü çiftçinin sesi çıkmıyor. Çünkü Halime teyze çiftçiyi değil pazarcıyı biliyor!
Özgün İçerik Kodu: 5033F5E178C3D3401E73524B3F321C48A7494504
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder