24 Ağustos 2009 Pazartesi

Bin Muhteşem Güneş

“Bunu öğren, kafana iyice sok, kızım,” dedi Nana. “Pusulanın hep kuzeyi gösteren ibresi gibi, bir erkeğin suçlayan parmağı da daima, mutlaka bir kadını gösterir. Her zaman. Bunu hiç unutma, Meryem.”

Böyle diyordu Meryem’e annesi. Ne yazık ki Meryem’in kendi hayatında da, tanık olduğu hayatlarda da pek çok kez doğrulanacak olan bu söz, romanın her sayfasında kendini hissettiren bir gerçekliğe vurgu yapıyor. Romanın her sayfası aynı yeri işaret ediyor: Afganistan’da kadın olmak.

“Bin Muhteşem Güneş” Khaled Hosseini’nin ikinci romanı. (İlki Uçurtma Avcısı) 2008 yılında Everest Yayınları tarafından Türkiye’deki okurlara sunulmuş. Temelde Afganistan’ın değişim süreci boyunca Afgan kadınlarının yaşadıklarına değinilmiş. Uçurtma Avcısı’ndan farklı olarak bu kez Afganistan’daki siyasi çalkantılar hikayeler arasında çok daha fazla kendini hissettiriyor. Burnumuzun dibinde olup bitenlerden bihaber yaşadığımız çok yakın dönemleri, Afganistan Kadınlığı ile beraber yansıtıyor.

Meryem annesi ile şehirden uzak bir kulübede yaşayan toplumdan soyutlanmış bir çocuktur. Büyük şehre gitmenin, babası ile birlikte olmanın hayalini kurarak büyümüştür. Meryem’in annesi, Nana, kızına ölesiye bağlı ancak bir o kadar da sorunlu bir kadındır. Meryem ise baskın annesi ile pısırık, korkak babası arasında sıkışmış meraklı bir çocuktur.

Leyla ağabeylerinin gölgesinde yaşamak zorunda kalan, babasının çok sevdiği annesinin ise pek görmediği çok güzel bir kızdır. Babası, Leyla’nın eğitimine çok önem vermektedir. Leyla için belki de hayattaki en önemli şeylerden biri okumak ve ülkesine faydalı işler yapmaktır. Leyla’nın mahalledeki çocukluk arkadaşı Tarık ile yakın ilişkisi zamanla aşka dönüşür. Afganistan’da süren savaş Leyla’yı, ailesini, Tarık’ı farklı yönlere savurur.

Birbirinden çok farklı karakterlere sahip bu iki kadın, Leyla ve Meryem, savaşın ortasında istemeden de olsa ortak bir nokta da buluşurlar. Bu noktadan sonra gittikçe acımasızlaşan hayat, Leyla ve Meryem için daha da ağırlaşır. Hapsoldukları evde her türlü aşağılanmaya, fiziksel ve cinsel şiddete mazur kalırlar. Bir yandan devam eden savaş, nefes alma haklarını da ellerinden aldığında yaşananlar dayanılmayacak hale gelir. Tüm yaşananlar boyunca Leyla ile Meryem birbirlerine hep destek olurlar. Meryem’in bir zamanlar en büyük isteği annesi ile yaşadığı o izole kulübeden kurtulmaktır ancak hayat Leyla ile Meryem’in başına öyle işler açar ki iki kadının tek isteği şehirden uzak bir yerde küçük bir evde yaşamak olur.

Erkeklerin hatalarının kadınlara biçilmesi sebebiyle hayattan uzak yaşadığı günlerden kurtulmak Meryem’in hayatında hiçbir şeyi değiştirmeyecektir. Şehrin ortasına düştüğünde bile Meryem, hep kaybeden, horlanan, aşağılanan, sabreden olmak zorundadır. Leyla ise bütün gelecek hayallerine, iyi aile yaşantısına, güzel bir aşka ve sevgiliye sahip olmasına rağmen belki de hiç suçlu olmadığı olayların cezasını üstlenen kadınlardan biridir. Nana haklıdır. Gerçekten de bir pusulanın sürekli kuzeyi göstermesi gibi bir erkeğin suçlayan parmağı hep bir kadını gösterir.

Uçurtma Avcısı için “okumalısınız” demiştim. Bin muhteşem güneş için “Mutlaka okumalısınız” diyorum. Üslubun yine akıcı olduğundan şüpheniz olmasın. Kadın hakları, eşitlik, annelik, kadınlık üzerine benzerlik ve farklılıklar adına çok şey bulabileceğiniz bir kitap bu. Ancak daha da önemlisi bu kitap, çok yakın zamanlarda yaşanmış olan hala da yaşanmakta olan dünya gerçeklerini aslında hiç bilmiyor olduğumuzun kanıtı. Kitabın en acıtıcı yanı, Leyla’nın ve Meryem’in gerçekliği, Leyla ve Meryem’in gerçek olma ihtimali, aramızda bulunma olasılığı. Batı’nın ve Doğu’nun farklı görünüşteki dayatmalarının, aşağılamalarının aynı yere çıkışı. Bütün kadınların dayanmaları gerekenlerin hep aynı başların altından çıkması. Birbirini tanımayan, hiç tanımayacak olan kadınları kardeş yapan acıların ortaklığı. Ve bazı kadınların diğerlerinden farklı olarak hala nasıl işkenceye maruz kaldıkları. Hepsi aynı işaretin sonucu. Erkeklerin suçlayan parmaklarının işaret ettiği suçlu: kadın.

Afganistan duvarlarının ardındaki “Bin Muhteşem Güneş”i görmek ve tanımak için bu kitabı mutlaka okuyunuz.

Özgün İçerik Kodu: 04B5DFDF782F9D0F9BC5F6B77BEFFCED6DC16DD2

5 yorum:

  1. Uçurtma avcısı'nı duymuştumm,ama okumamıştım,,en kısa zamanda okuyacağım kitaplar arasında bin muhteşem güneşle yerlerini aldılar (:

    YanıtlaSil
  2. öncelik bin muhteşem güneş'in olmak üzere ikisi de okunmalı :) birbirin devamı gibi bir durum soz konusu olmadığı için hangi sırada okunacağının önemi yok. Bunu da belirtmek isterim.

    YanıtlaSil
  3. saol canım(:
    ama o zaman önce az iyi olanı okumalıyım yani uçurtma avcısını(: böylelikle bin muhteşem güneş aklımın bir köşelerine kazınabilir :D

    YanıtlaSil
  4. uçurtma avcısını 3 ay önce okumuştum hala daha etkisindeyim böyle etrafıma herşeyi sorgular bakıyorum hala. acaba benimde mi acaba bende mi diye. ben de tevsiye ediyorum herkesin okumasını. ayrıca çok akıcı geldi bana ilk 15 sayfada falan biraz sıkıldım ama sonraları bir sonraki sayfaya geçebilmek için can atıyor insan (; ama bin muhteşem güneş'in tanıtım açıklaması hiç bir yerde hoşuma gitmedi ne bileyim büşra ne diyorsun alayım mı? ((:

    YanıtlaSil
  5. valla şöyle söyliyim medusa. uçurtma avcısı nı beğensen de beğenmesen de bin muhteşem güneş e bayılacaksın. Akıcılık, üslup vs. onları boşversen bile sadece konusuyla, anlattıklarıyla bile kesinlikle okunmalı :)

    YanıtlaSil