24 Haziran 2009 Çarşamba

Doktorum biçim biçim


Doktorlar hastalandığımızda rahatsızlığımızı küçümsemeyip doktora gitmemiz gerektiğini söyleyip dururlar. Peki, biz hastalandığımızda ilk iş doktora mı koşarız? Tabi ki koşmayız. Etrafımızdakilere sorar, koca-karı ilaçlarını dener, en kötü ihtimalle eczaneye gideriz. Başa çıkamayacak hale gelirsek ancak o zaman doktora gideriz. Çünkü aslında hiçbirimiz doktorlara güvenmeyiz. Kimseyi zan altında bırakmak istemiyorum ama yakın akrabalarım da dahil olmak üzere doktorlara güvenmiyorum. Araştırma firmaları anket yapıp halkın doktorlara duyduğu güveni sorgulasa %100’e yakın bir oranda güvensizlik çıkacağından eminim.

Geçtiğimiz günlerde üniversiteden birincilikle mezun olan doktor kızımız aynı dönemden mezun olduğu arkadaşlarına güvenemediğini, onlara ailesini teslim edemeyeceğini söyledi. Hocaların derslere girmediğini, hep asistanlarla çalıştıklarını da ekledi. İçeriden, yaşayan, gören bir göz olarak bu doktor kızımızın söyledikleri önemliydi.

Bildiğiniz gibi doktorların tam gün çalışmasına yönelik bir yasa gündemde bu aralar. Ya devleti tercih edip bütün gün çalışacaklar ya da muayenehaneleri seçip devletten vazgeçecekler. Pek tabi ki doktorlar buna çok kızdılar. Çalışma verimlerinin düşeceğinden, ekonomik sıkıntıya gireceklerine kadar türlü türlü bahaneler uydurdular. Devlet hastanelerinde yığınla insan olmasının sorumlusu elbette doktorlar değil. Ama hastaya köpek muamelesi yapan doktorlar da bu ülkenin hastanelerinde çalışıyor. Canını dişine takarak farklı farklı insanlarla uğraşanları da var, haysiyetsizliğin boyutunu gereksiz ameliyatlara vardıranlar da. Hipokrat yemini unutulalı çok olmuş, doktorlar artık tüccar olarak faaliyet gösteriyor. Yanlış ameliyat da yapsalar, yanlış ilaçlarla sağlam adamı hasta da etseler hatta ameliyat masasında adam öldürseler bile başhekimler ve hastaneler doktorları hep koruduğundan kimse doktorlara hesap soramaz. Bütün bu haysiyetsizlik ve şerefsizlik içinde hastaneden muayenehaneye hasta yönlendirmeleriyle doktorlar – devlet memuru olmalarına karşın – servetlerine servet katıyor. Özel sektörde çalışanlar daha yüksek maaşlarla çalışırlar ama iş garantileri yoktur. Devleti tercih edenler daha rahat çalışırlar, daha az maaş alırlar ama iş garantileri vardır ve emeklilikleri daha rahattır. İş seçerken herkes bunu bilerek seçimini yapar. Artık özel sektörde de maaşlar düşük olduğu için devlette çalışmak daha avantajlı durumda. KPSS sınavına giren bu kadar çok üniversite mezunun olması da bunu ispatlar nitelikte. Bu şartlar altında doktorlara hem özel muayenehane hem devlet şansı tanınınca doktorlar iki kere haksız kazanç elde etmiş oluyor. Çünkü hem devlete bağlı oldukları için çalışma saatleri az ve güvenceleri var hem de özel sektör diğer alanlarda çalışanlarının canına okurken doktorlar özel muayenehanelerinde yüksek vizite ücretleri ile zenginleşiyor. İşin ucu öğretim üyelerine dokunduğunda daha da vahim bir tablo ortaya çıkıyor. Çünkü tıp fakültesinde öğretim üyesi olan doktorlar iki kutsal ve önemli mesleği bir arada icra ediyorlar. Hem doktorluk yapıyorlar hem öğretmenlik. İşin içine muayenehaneler de girince hocayı okulda görebilene aşk olsun.

Bütün bunların yanında göz ardı edilen bir nokta daha var. Diyelim ki bütün sakıncaları yok edildi, hayat bayram oldu ve doktorlara hem devlete bağlı kurumlarda çalışma hem de özel muayenehane açma imkanı verildi. O zaman diğer öğretim görevlilerin ya da diğer memurların ne suçu var? Devlet üniversitelerinde kadrolu çalışan hiçbir öğretim üyesi kendisine işyeri açamaz. Öğretim görevlisi olmak demek, kırklı yaşlara kadar fatura ödemek için hesap kitap yapmak demektir. Makine mühendisi bir profesörü, tüccar bir doktordan aşağı yapan nedir? Tüccar doktorun hangi özelliği daha yirmili yaşlarını bitirmeden onu zengin yapar? Doktorda olup da mühendiste olmayan, mühendis profesörü kırklı yaşlara kadar süründüren eksiklik nedir? Var mı bir cevabınız sevgili doktorlar? Sizinki kutsal meslekse onlarınki de gayet kutsal bir meslek. İnsan hayatını kurtardığınız bütün cihazlar onlar sayesinde var. İçinde bulunduğunuz hastaneler, dokunduğunuz her ekipman, kullandığınız her yazılım onlar sayesinde var. Hiçbiriniz elle ameliyat yapmadığınıza göre bir bakıma onlara muhtaçsınız da. Sizi mühendislerden ya da öğretmenlerden üstün yapan hiçbir özelliğiniz yok. Bu yüzden onlar nasıl tercih yapıyorsa, devlette çalışmanın olumlu/olumsuz yanlarını değerlendirip bazen bir ideal uğruna her şeyden vazgeçip kararını veriyorsa siz de aynısını yapmak ve uygulamak zorundasınız.

Bir doktor dürüst olduğunu, hastayı sömüren doktorlardan olmadığını belirtmek zorunda kalıyorsa bu durum, o meslekte dürüst olmamanın normalleştiği anlamına gelir ki ülkemizde yaşanan da budur. Bu sebeple doktorlara tam gün çalışma zorunluluğu getiren bu yasaya itirazların vardığı nokta çok açıktır. Doktorlar haksız yere elde ettikleri kazanç kapılarının kapanmasına itiraz etmektedir. Bu itirazlar sağlık sisteminin ülkemizde ne durumda olduğunun açık bir kanıtıdır. Arkadaşlarım ve yakın akrabalarım da dahil olmak üzere – dürüstleri tenzih ederek – söylüyorum:
Foyanız meydana çıktı sevgili doktorlar. Hepinizin gözlerinden öper, geçmiş olsun dileklerimi iletirim. Biraz işinize bakın he, ne dersiniz?

Not: Avukatlara da sıra gelecek.

Özgün İçerik Kodu: F280A8C09FBEBE7DB0F7DCB7144EE6535286C4DD

4 yorum:

  1. Aslında o doktor kızımızın açıklaması bence kendi hastanesini kapsar. Ben mesela kesinlikle Hacettepe'de böyle bir durumun olduğunu düşünmüyorum. Ya da bu kadar abartıldığı şekilde olduğunu. En iyisi Hacettpeli doktor bulmak yani :)

    YanıtlaSil
  2. tabi ondan sonra hacettepilerin değerleri iyice artsın.hacettepeli doktorlara sadece zenginler gidebilir hale gelsin. Karpuz kabuğunu düşürmeyelim eşeğin aklına :)

    YanıtlaSil
  3. ya zaten değerliler. şimdi kapıya dizilmiş yeni mezunları bekleyen bi sürü özel hastane vardır.

    bu arada avukatlarla ne alıp veremedğin var merak ettim. bekliyoruz yazıyı

    YanıtlaSil
  4. avukatlarla alıp veremediğim de doktorlarınkiyle aynı. Benim derdim meslek etiği ile.

    YanıtlaSil