
Bulgar yazar Stanislav Stratiev’in yazdığı, yönetmenliğini Arif Akkaya’nın üstlendiği Deri Ceket’i Kadıköy Haldun Taner Sahnesi’nde izledim. Genç ve idealist bir dilbilimci, tüylerinden arındırmak istediği deri ceketinin koyun gibi kırktırılması için ceketi özel koyun olarak kaydettirmek zorunda kalır. Hobi olarak banyosunda beslediğini söylediği bu özel koyun ileride başına bela olur. Bir gün evine gelen vergi borcu ile deri ceketinin devlet nezdinde koyun olarak görüldüğü ve vergiye tabi olduğunu öğrenir. Ortadaki bu yanlışlığı düzeltmek için çocukluk arkadaşları ile birlikte harekete geçer. Fakat bürokrasi önüne inanılmaz engeller yığar ve en sonunda geldiği nokta bir koyunu olmadığını ispatlamak için bir koyun alması gerektiğidir. Bütün koşuşturma içinde dilbilimci özel koyun vergisinden koyun olmadan kurtulmayı dener. Çocukluk arkadaşları bürokrasinin ve devlet dairelerinde yetkili birimlerin aşırı değişkenliği karşısında pes ederler. Dilbilimci bürokrasi savaşı karşısında yalnız bırakıldığında, arkadaşlarının çarkların dönüşüne ayak uydurduğuna tanık olduğunda isyanını dile getirir:
“Ben de bir kahraman değilim ama KABUL EDİLEMEZ ŞEYLER VAR ORTADA. Yürüyoruz. İspatlıyoruz. Açıklıyoruz. Yok yere yeminler ediyoruz. Hiçbir şey. Hava. Yerçekimsiz ortam! DEMEK O KADAR SENE… Tezler… Çalışma… EMEK… Kitaplar… Duyarlılık… PRENSİPLER… Bütün hayatımız… BÜTÜN BUNLARIN BİR ANLAMI YOK. Bir kalem darbesiyle çiziliyor üstü. Çünkü sadece bir yerde bir şey yazılmıştır. Ortaya çıkıyor ki basit bir yazım hayatımızı altüst edebilir. Gerçek olmasa bile. VE BİZ HİÇBİR ŞEY YAPMIYORUZ. HAYIR… HAYIR… BÖYLE DEĞİL. İnanmıyorum. KABUL ETMİYORUM. Hiçbir zaman da kabul etmeyeceğim. SEN DE KABUL ETMEYECEKSİN anladın mı? Yenilmeyeceksin. YOKSA YARIN AYNAYA BAKTIĞIMIZDA BİR MELEME DUYULABİLİR. Anladın mı? ME…LE…ME… Duyuyor musun?”
Hareketli dekoru, müzikleri, ara anonsları ile çok etkileyici bir oyundu. Oyun, bürokrasi taşlamalarına paralel oldukça eğlenceli ve güldürücü bir akış sergiledi. Dekorun hareketi, bu hareketliliğin oyuncular tarafından bizzat sağlanması ve zaman zaman dekor hareketliliğinin oyuncular tarafından fark edilerek olay akışı içerisine dahil edilmesi oyunun samimiyeti ve etkileyiciliği açısından çok başarılıydı. Bu sebeple yönetmene ve Gamze Kuş’un sahne tasarımına hayran kaldığımı belirtmeliyim.Dilbilimciyi canlandıran Yiğit Sertdemir’in oyunculuğunu çok kaliteli buluyorum. Bu oyunda da rolünü hakkıyla yerine getiren Sertdemir, taşlamalarda da, güldürücü noktalarda da, düşündürücü noktalarda da aynı profesyonellikteydi. Hikmet Körmükçü tek kelime ile mükemmeldi. Devlet memurlarına has o tekdüze halden çatlamış memur rollerine geçişi o kadar başarılıydı ki bazı yerlerde gülmekten gözyaşlarımı silmek zorunda kaldım. Elinde ocaklarla “Ocağın var mı senin?” diye ortalarda dolanan asık suratlı memuru canlandıran Nevzat Çankara’yı ve asansördeki adam Ertuğrul Postoğlu’nu da atlamamak gerek.
İzlediğim bu oyundan iki gün sonra Büyükşehir Tiyatroların’da sezon kapandı. 2009 – 2010 sezonunu Nisan ayında izlediğim ama bir kez daha izlemek istediğim Coriolanus ile açmayı planlıyorum. Gelecek sezonda Büyükşehir Tiyatroları oyunlarında görüşmek üzere.
Oyuncular: Hikmet Körmükçü, Yiğit Sertdemir, Cengiz Tangör, Can Ertuğrul, Yeliz Gerçek, Ertuğrul Postoğlu, Nevzat Çankara, Selçuk Yüksel, Güneş Doğan, Melahat Abbasova, Yağız Pala
Özgün İçerik Kodu: 746BF6B967CE23E728BE881EE59FF8B5E0D103B6
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder