
Hafta sonu Beşiktaş’a geçerken yeni şehir hatları vapurlarının neye benzediklerini gördüm. Motor Beşiktaş kıyısına yaklaşırken yeni vapur, hemen yan tarafta eski Üsküdar yeni Kadıköy İskelesi’nde yolcu almak için bekliyordu. Beşiktaş’ın deniz trafiği yoğun, benim aklım zaten kim bilir nerelerde tabi ki öncelikle vapuru fark etmedim. Vapurun olduğu tarafa bakıyordum ama pek dikkat ettiğim söylenemez. Sonra gözümün ucuyla eski vapurlarda açık olan yenilerinde güvenlik kapısıyla kapatılan inme/binme bölümünü gördüm. Kapıları fark edince irkildim, başımı çevirip inceledim biraz. Güvenlik kapılarına, kıç bölümüne koyulan banklara, üst kattan kıç tarafına inen merdivenlere, dışarıda oturduğunuz zaman ayaklarınızı sürekli çekmenize gerek kalmadan insanların rahatça geçebilmesi için bırakılmış boşluklara baktım. Bacasını, genel görünüşünü inceledim. Eski vapurlardan neredeyse hiç farkı yok. Öyle ki uzaktan yeni olduğunu bile zar zor fark ettim. Vapurların yenileneceği söylendiği zaman ortalık birbirine girmişti. Kavga kıyamet almış başını gitmişti. “Kültürümüzü yok etmeye çalışıyorlar”, “AKP’nin gözü şimdi vapurlarda” diye böyle simit atmalar, martılar, vapurun bacasından çıkan dumanlar üzerine duygusal uzun uzun yazılar okumuştum. Yeni vapur tasarımlarına bakarken bu kadar orijinaline sadık kalınacağını düşünmemiştim. Biraz değişir diye tahmin etmeme rağmen bu tepkileri saçma bulmuştum. “Maksat muhalefet.” Vapurlar çürüyormuş kimin umurunda. Aynı vapurlarla denizin ortasında kalsanız ya da vapurun çürüyen yerlerinden bir parça kopup gemi su almaya başlasa ya da mütemadiyen yağ yakan makine odalarına bir şey olsa diyecekler ki “Devlet bizi öldürüyor, vapurlar eski!”
Ee, ne yapalım o zaman?
“Ben bilmem, vapurları değiştirme ama beni öldürmeni de istemiyorum .” Malzemenin bir ömrü var, aradan geçen yıllara sen bile direnemezken gemi nasıl dirensin, artık çürümüş, bunun pervanesi var, makinaları var, suyun içinde yüzüyor bu meret, kaç yüz yıl kullanacaksın aynı gemiyi, bunlara anlatamazsın. Şimdi bakıyorum bu kadar tantanaya değdi mi diye. Hayır. Vapur aynı vapur, baca aynı baca, dumanlar desen yine orada, martılar yine uçuyor ve simit atanlar da atmaya devam ediyor. İçini henüz göremedim ama dışında gözüme çarpan tek değişiklik güvenlik kapıları ki onlar da insan gibi yolculuk edelim diye güvenlik için koyulmuş. Ben adım gibi biliyorum ki bu zihniyetin devamı bu yeni vapurlar eskiyip yenilenmek istendiğinde de yine “Bu bizim kültürümüz!” diye bağıracaklar. Geldiği zaman istemediğin hakaret üstüne hakaret yağdırdığın vapurları gün gelecek öyle bir sahipleneceksin ki eskidiğinde de yine saçmalayacak ve “Kültürümüzü yok etmeyin” diye ağlayacaksın. “Fes bizim kültürümüz, dinimiz, imanımız” diye şapkaya direnen nesillerin torunları da bugün “Şapka bizim kültürümüz, yasamız, Ata’mız” diye naralar atıyorlar. Yarın öbür gün -Seda Hoca’nın cümleleriyle- huni takmak moda olsa hepiniz 9 numara 10 numara hunileri takar gelirsiniz.
Yeni vapurları istemeyenleri eski vapurları kullanmaya davet ediyorum. Madem istemediniz şimdi kullanmayınız efendim. Zaten eski vapurlar kadar eskisiniz. Ait olduğunuz yere geri dönünüz.
Daha önce de belirttiğim gibi:
“Turp sıkarım ben böyle muhalefetin içine.”
Özgün İçerik Kodu: 6E4C74B5913A9E955B49546E1C60FBECB88E150B
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder