22 Nisan 2009 Çarşamba

"Elit"in piknikle alıp veremediği

İsmini her duyduğumda bünyemde alerjik reaksiyonlara sebep olan “elit” kesimin pikniklerle ne alıp veremediği var, bilmiyorum. Türk usulü pikniklerle dalaşma akımı yazarlar arasında pek prim yapar vaziyette. Bu akımın köşe yazarları arasındaki en güçlü sesi Mine Kırıkkanat, pazar pikniklerini kıllı göbekli-atletli erkekler, şişko kadınlar, mangal yapan danalarla özdeşleştirerek Nişantaşı elitinin “Iyy, iğrenç” yakınmalarını “Güzelim İstanbul ne hale geliyor” duyarlılığı ardına saklayan iğrenen elit kesiminin öncülerindendir. Sorsan çok aydınımdır der orası ayrı. “Iyyy, iğrenç” tiksinmesini ağzını yuvarlayarak söylemeden, uzun cümlelerle ifade edince o iğrenç olan şeyin özü değişmiyor ne yazık ki.

Geçtiğimiz günlerde Almanya Türk usulü pikniklerle başa çıkabilmek için piknik vergisi uygulamasını başlattı. Sebep ise belli; piknik yapanların ardından bıraktıkları çöplerin toplanması. Buna karşılık olarak Almanya hükümeti piknik yapandan vergi talep ediyor. Piknik sonrası çöplerin bırakılmasının savunulacak bir tarafı yok. Ama çağdaşlaşmaya giden yolun yasaklarla açılabileceğini savunan zihniyetin de tek çözüm yolu var:
“Yasaklanmalı!”
Yasaklanmasını sağlayamıyorsan da yapanı aşağıla! Çünkü sen elitsin, sen farklısın, sen öncüsün, sen yönetensin, sen kültürlüsün, sen zenginsin; çünkü sen çağdaşsın! ÇÜNKÜ SEN YASAKLARLA ÇAĞDAŞLAŞIRSIN.

Güneşi gördüm filminde çok etkilendiğim bir sahne vardı. Köyden İstanbul’a zorunlu göç eden Doğulu aile bir Pazar günü İstanbul gezisine çıkıyor. Deniz kenarındaki çimenlik alana oturup piknik yaparlarken çocukları da deniz kenarında çamurlu lastikleri ve elitin İstanbul’a hiç yakıştıramadığı kıyafetleri ile oyun oynuyorlar. İşte o sahnede öyle bir çekim açısı var ki o sahneyi gördükten sonra, hayatı boyunca deniz görmemiş o insanların İstanbul’un güzel görüntüsünü varlıkları ve görünüşleri ile bozduğuna inanmaya insan nasıl devam eder? Nişantaşı’nda lüks Fransız restoranlarında mönülerden yemek seçemeyecek durumda olanların nadiren nefes alma imkanı bulduğu piknikleri de ellerinden almaya çalışanların vicdan sahibi olmadıklarına inanıyorum. Güneşi gördüm filminin o sahnesini görüp ya da benzer bir sahneye gerçek hayatta tanık olup ardında yatan gerçekleri göremiyorsan, ister aptal ol istersen çok akıllı, insanlığını çoktan kaybetmişsin.

Bebek sahilinde çimenlerde oturup yoga yaparken, elinde Starbucks kahvesi ile çimenlerde oturup dedikodu yaparken sorun yok; ama piknik yaparken var. Ben, bu tiplerin ne söyleyeceklerine aldırmadan alıyorum yiyeceklerimi, gidiyorum Arnavutköy sahiline, pikniğimi yapıyorum. Pikniğim bitince de çöpümü toplayıp geri dönüyorum. Bir gün biri gelip bir şey söylese diye de bekliyorum. Gelseler de bir konuşsak, dertleşsek, göz zevklerinin bozulması ile ilgili kaygılarını anlatsalar ve ben o kaygıları ağızlarına tıksam diye fırsat kolluyorum.

Bizim lafımız sana değil çöpünü toplamayanlara diyenlere de bir çift sözüm var elbet:
Çöpleri toplamıyorlar diye cik cik öteceğinize bu insanlara çöplerini toplamaları gerektiğini neden öğretemediğiniz üzerine biraz kafa yorun ve bunu nasıl çözeriz diye düşünün.

Medeniyet götürdünüz mü de medeniyet bekliyorsunuz?

Özgün İçerik Kodu: D2E283325883EFC1C304A64196E8C7F12823C732

3 yorum:

  1. Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun Yaban'ını okudun mu? Tavsiye ederim okumadıysan eğer. Köylüyü hakir gördüğü söylenerek kimileri tarafından eleştirilir ama romanda Yakup Kadri aslında bir elitin gözünden en büyük eleştiriyi kendine yapar.

    "Anadolu halkının bir ruhu vardı, nüfuz edemedin. Bir kafası vardı, aydınlatamadın. Bir vücudu vardı; besleyemedin. Üstünde yaşadığı bir toprak vardı! İşletemedin. Onu, hayvani duyguların, cehaletin, yoksulluğun ve kıtlığın elinde bıraktın. O, katı toprakla kuru göğün arasında bir yabani ot gibi bitti. Şimdi, elinde orak, buraya hasada gelmişsin. Ne ektin ki, ne biçeceksin? Bu ısırganları, bu kuru dikenleri mi? Tabii ayaklarına batacak. İşte, her yanın yarılmış bir halde kanıyor ve sen, acıdan yüzünü buruşturuyorsun. Öfkeden yumruklarını sıkıyorsun. Sana ıstırap veren bu şey, senin kendi eserindir, senin kendi eserindir."

    Yasaklar kimseyi çağdaşlaştırmaz ve o bahsettiğin elitler bu yazılanları okusa da anlamaz, anlamak istemez. Sırtı pek, karnı tok, keyfi yerinde. Onlara ne kendilerinden çok daha fakir insanların hallerinden? Onlar kendi muhitlerinde yaşamaya ve onların emrinde çalışmaya devam etsin, kâfidir.

    Neyse, bir gün ben de katılabilir miyim pikniğe =)

    YanıtlaSil
  2. Yaban'ı okumadım ama kesinlikle okuyacağım.
    Elit'e karşı herkesi havalar ısınınca Arnavutköy'e, Bebek'e piknik yapmaya davet ediyorum. Doldurun çimenleri =)

    YanıtlaSil
  3. Starbucksve yoga benzetmesinin ne kadar yerinde olduğunu ve bayıldığımı söylemeden geçemeyeceğim..Ben de çoğu zaman piknik için ayrılmış özel alanlar olmasını, çok da şehir içinde yapılmaması gerektiğini düşünmüş insanlardan biriydim..ama bu şekilde kimseyi kısıtlama hakkımız da yok, sonuçta hepimiz aynı İstanbulda yaşıyoruz. Emek emek yetiştirilen yemyeşil çimlerde poşetler,sosis sucuk vb malzeme ambalajları görmek can sıkıcı olabiliyor onu da söylemeden edemeyeceğim:) Kalemine sağlık arkadaşım

    YanıtlaSil