10 Nisan 2009 Cuma

Hocalarım

Geçtiğimiz günlerde yüksek lisans programlarını incelemek için okulun sitesine girdiğimde isimlerini görünce okulu özlediğimi fark ettiğim hocalarımı anmadan geçemeyeceğim. Bazen çok kızdım, hepsinin anlattıkları çok boş geldi, bazılarının varlığı bile beni deli etti ama hiçbirinin üzerimdeki emeğini esgeçemedim. İşte o isimli kahramanlarımdan bazıları:

Prof. Dr. Ahmet Aran: İmalat öğrencilerinin adını duyduğunda irkildiği, koridorda gezerken "Buraların ağası benim ulan" edasında yürüyen ve hakikatten de ağa olduğunu ispatlarcasına o geçerken koridordaki öğrenci kalabalığının ikiye ayrılarak farkında olmadan ona yol açtığı, karizmatik imalat hocası. ÖSS ile İTÜ sıralarına gelmiş öğrencileri İTÜ markasıyla mezun etmesi, "Sizden bir bok olmaz ulan", "Kızım bakkal ağzıyla konuşma" azarları, kapıdan girer girmez sınıfta kimlerin eksik olduğunu anlayışı, derste gözünüz yanlışlıkla telefona kayarsa anında bunu tespit edip soru soruşu, iğrenç 380 serisi sınıflarda yaz sıcağında kendimizden geçiyorken dersin en boktan yerinde patlattığı espirileri ile kendine getirişi, verdiği ödevleri yapmanızı istediği kadar yaptıklarınızı savunabilmenizi de şart koşuşu, nottan çok imaja önem verişi, hataların telafi edilebilir oluşuna inanışı, İTÜ'nün boktan bürokrasi çarkları arasında ezilmemize izin vermeyişi, ağzından takdir edici hiçbir kelime çıkmadan hakkınızdaki düşüncelerini size hissettirişi, dersi ne de güzel anlattığını sınav günü gelip çatınca kitapları karıştırırken "Bunu biliyorum. Bunu da biliyorum. Ulan ne güzel anlatmış. Hiçbir şeye çalışmaya gerek kalmadı" diyince ancak anladığınız, "Sınavda kalem oynatamamak" tabirini bana ilk yaşattıran hoca oluşu. Verdiği ödev için paslanmaz çeliklerin kaynak edilebilirliği ile ilgili handbookları bayram tatilinde gözlerim acıyarak okuduktan sonra 4. revizyon sonucu hazırladığımız grup ödevinin sunuşunda beni sınıfın önünde yerin dibine sokuşu ve benim ilginç bir biçimde "Nasılsa bundan daha fazla rezil olamam. Ahmet Aran'a rezil olmuşum başkası önemli mi" anlayışı ile hayatıma eskisinden daha fazla özgüven dolu devam edişime sebep oluşu hayatımda ilginç bir noktadır. Son sınıfta "Hayatta tek gerçek var. Kucak" öğüdünü tecrübe etmemeyi umduğum ve makina fakültesi veda partisinde "Akıllı ol" öğüdüyle neleri kastettiğini hala tam olarak kestiremediğim varlığı karşısında egomu yerin dibine sokmaya gönüllü olduğum biricik imalat hocası. Gider ayak "Seni 1 aldık, 2 mezun ediyoruz" diyerek belki bir daha görüşmeyeceğim üniversite arkadaşlarımın aklına beni şişko olarak kazıyan hocadır aynı zamanda. 
Şu "İmalat Mühendisi" diplomamın yarısı benimse yarısı onun ve ekibinindir.

Doç. Dr. Haydar Livatyalı: "Üniversitede hocalar öğrencilerle ilgilenmez" sözünü söyleyenin ağzına tıkabilecek, bu kadar iyi niyetli, bu kadar yardımsever, bu kadar ilke sahibi, odasına soru sorup çıkmak niyetiyle gittiğinizde bir kaç saat sonra ek olarak yeni çıkan bir fotoğraf makinasının kalitesi ile ilgili de bilgilendirilmiş olarak çıkabileceğiniz, bilgisinin nerede sonlanabileceğini kestiremediğim, yine iğrenç bir yaz gününde iğrenç 380 serisi sınıflardan birinde ders anlatırken bizim konuşmamız sonucunda sanki normalmişçesine "Her ay fatura ödüyorum, zannetmeyin ki bu dersi bu kadar anlatmak istiyorum" deyişi ile beni dersten iyice koparıp "Nasıl bir ülkede yaşıyoruz ulan biz" düşüncelerine sevk eden, öğrenciye iki eli kanda olsa yardım eden, başka hocalar ofis saatlerinde bile öğrencileri zor kabul ederken yurtdışına çıktığında kapısına "Şu kadar gün yokum. Benimle mail yoluyla iletişime geçebilirsiniz" yazışı ile gönlüme taht kuran, not durumunuzu görüşmek, dertlerinizi dinlemek için ara sıra odasına çağırışı ile beni şaşırtan,  panoda notlara bakmak için odasının bulunduğu bölüme indiğimde peşimden koşup "Bana mı bakmıştın" diye soran, geçmiş bayramımı kutlamak için yolunu değiştirip yanıma gelen, samimi, çok sevilesi imalat hocası. Diyorum ki makina fakültesinin o soğuk koridorunun manzaralı o güzel odasında çok değerli bir o kadar da mütevazi bir insan yaşıyor :)

Yrd. Doç. Dr. Murat Tabanlı: Öğrenci gibi hoca göster deseler başkasını bulamam herhalde. "Tamam sıkıldım. Bugünlük bu kadar yeter" diyerek dersi kesişi ile kopmamıza sebep olan, sınıfta konuşanlara tahammül edemediği bir gün ön sıradaki birine "Oğlum sipastik misin sen?" diye sorarak zaten dağılmış dersin kalanını da dağıtan, bir saatlik dersi cuma öğlen saatine denk geldiği için "Hocam cuma namazını ne yapacağız?" diye soranlara "Ben camiye geleyim. Dersi orada yapalım" diye cevap veren, ders programını öğrencilere uydurmak için resmen kendini paralayan, bütün endüstri dersleri üzerine yıkılan, üretim planlama dersini endüstrideki aynı dönemin hocalarından daha iyi anlatan, cost management dersini aldığımızda "Keşke Murat Tabanlı açsaydı bu dersi" çağrımıza duyarsız kalmayarak bu dersi de üstelenen her şeyden anlama potansiyeline sahip imalat hocası.

Yrd. Doç. Dr. Mustafa Bakkal: Bitirme hocam, sorduğunuz en anlamsız sorulara bile yüzündeki ifade değişmeden sabırla cevap veren, yardım etme konusunda Haydar Livatyalı'dan geri kalmayan, genç, hevesli, durduğunuz yerde çevrenizde dönmenize bile izin vermeyecek kadar dar olan odasından çok dinlenme odasında bulabileceğiniz imalat hocası. Bitirme tezinde elinden geleni yapmıştır ama Moldflow bize kazık atmıştır. 

Prof. Dr. Ahmet Kuzucu: Adını makinacılardan defalarca duymama rağmen yüzünü hiç görmediğim, aptallık yaparak sistem dinamiğini ondan almadığım, bir gün ders öncesi sınıfın kapısında beklerken içeriden çıkan beyaz saçlı adamı görünce karizması karşısında yanımdaki arkadaşıma "Kim bu hoca? Ne kadar efendi bir görünüşü var" soruma arkadaşımın sırıtarakve kendisini kastederek "Sence kim?" şeklinde cevap verdiği, anlayışlılığı ile beni şaşkınlık komasına sokan, derste "Biliyorum, hepiniz çok akıllı çocuklarsınız. Eminim bunu biliyorsunuz ama ben yine de tekrar edeyim" diyerek oturduğum sırada ufaldıkça ufalmama sebep olan, "Hakaret etse de şöyle konuşmasa" diyerek sistem dinamiğini ondan almadığım için her derste tekrar tekrar pişman olmama sebep olan, ödevini yapmamama rağmen bana not verdiğini görünce yanına gidip "Hocam ben 2. ödevi yapmamıştım ama orada notum görünüyor" diyince elini kağıda uzatıp sonra çekip "O zaman yap getir ödevini, boşuna yazmamış olayım" dediğinde "Ulan bitsin şu okul artık yeter bu işkence. Ben nasıl bir insanım. Bu nasıl bir hoca" düşünceler içinde koridoru bana dar eden, önünde saygıyla eğilinesi makina hocası. Hocaların efendisi. 

Her ne kadar diferansiyel dersinde krizlere girmiş olsam da Necmi Aydın Ünverdi, "Arkadaşlar ne olursunuz, Allah aşkına dinleyin. Bunlar çok önemli" dediğini her hatırladığımda hala vicdan azabı çektiğim Ahmet Durmayaz, öğrencileri otomasyonun pençelerinden kurtaran Tevfik Açıktepe, 200 kişilik amfide konuşanı anında tespit edip gözlerini ona diken Zehra Bayır, hanımefendiliğine hayran kaldığım Sezgin Altay ve tabii ki sayfalarca yakın tarih bilgisini ezberletmesine rağmen bir türlü kızamadığım Seda Bayındır Uluskan
ve aklıma gelmeyen, ismini unuttuğum diğerleri...

Ben, hayatımda ilk kez bir okulu sevmişim arkadaş. Var mı dahası.

2 yorum:

  1. "Arkadaşlar ne olursunuz, Allah aşkına dinleyin. Bunlar çok önemli" dediğini her hatırladığımda hala vicdan azabı çektiğim Ahmet Durmayaz...

    Okul hayatımdaki en önemli insanlardan birisidir. İdealist olmasının yanında öğrenciye elinden geleni vermeye çalışan bir hocamızdı. Her ne kadar öğrencilerden istediği verimi ve tepkiyi alamasa da.

    YanıtlaSil
  2. Evet, Ahmet Durmayaz gerçekten çok değerli bir hoca ama dediğin gibi (ben dahil) kimseden hak ettiği değeri göremiyor

    YanıtlaSil