21 Nisan 2009 Salı

Bir sağa bir sola hop oynayanlar

Pucca’nın “Hakkının hakkı hakta” yazısını okurken yazmayı unuttuğum konulardan biri geldi yine aklıma. Dört satırla Pucca bunları bana hatırlatmış oldu. Sağ olsun. 

Bu ülkenin sağını, solunu, merkezini anlayamadım ben. Sağı - solu bu kadar birbirine geçmiş başka bir ülke var mı bilmiyorum, bilen varsa beni aydınlatsın. Bakıyorum, ekonomik kriz çıktığında sosyal devletten bahseden, kapitalist sistem çöküyor diyen adamlara, solcuyum diye geçinen adamlara. Patronlara, medyaya, esnafa. Kendi parası eksilince ya da laikliğe zeval gelince herkes solcu, ama işten adam atmak, ucuza vasıflı-vasıfsız adam çalıştırmak, krizden faydalanıp maaşları düşürmek söz konusuysa hoop sağcı. Bunların sosyal devlet anlayışı “Devlet yardım etsin de biz etmeyelim” merkezine konuşlanmış. 

Zannediyorsunuz ki bu çağdaş yaşam savunucuları, CHP’ye oy veririm diye çarşaf çarşaf ilanlar verenler ardından sağa çekenler yalnızca patronlar. Yazarından sanatçısına, öğretmeninden sıradan vatandaşına kadar bir sağa sola hop oynamak, kıvırmak pek moda. Yazar, sanatçı kesiminin davranışlarını yazmaktan ben bıktım artık, merak edenler eski blog yazılarıma daha da merak edenler herhangi bir gazeteye bakabilirler. Biz, hepimiz gibi maaşlı çalışan, haber yorumu solcusu bir vatandaşımızın davranışlarını inceleyelim. 

Sosyal devlet anlayışına sahip olduğunu iddia eden bir çalışan sabah dokuzda geçiyor işinin başına, çalışma saatinde başlıyor www.milliyet.com.tr okumaya. Laikliğe ucu dokunan, AKP ile ilgili ne kadar haber varsa CHP solculuğu arkasına sığınarak yazıyor da yazıyor yorumları. Solcuymuş, Ergenekon davası siyasileşmiş, solcu olduğu için haksız yere tutuklandığını düşündüklerinin hakkını koruyormuş, okumuş yazmış kesimdenmiş, göbeğini kaşımazmış, bidon kafalı değilmiş, ekonomik durumu iyiymiş, zaten CHP’ye oy vermesinden ne kadar aydın ne kadar solcu olduğu belliymiş. Akşam oluyor, çıkıyor işten, arabasına atlayıp evine gidiyor. Trafikte beklerken yanına gelip selpak satmaya çalışan Çingene çocuklarına sinirleniyor. İstanbul’u bozuyorlar diye söyleniyor. Elitine zarar veriyorlar diye parası olmayanları istemiyor. Yolun kenarlarında hayatında tek lüksü piknik yapmak olanları görüyor çimenlerde, söyleniyor, Ne biçim bir ülkeymişiz, ne geri kalmışız, ne görgüsüzmüşüz. O sinirle eve gidip haber izlemeye başlıyor. Yeni bir anketin sonuçlarını görüyor, AKP’nin önde olduğunu görünce iyice keyfi kaçıyor. Halk ne kadar da cahilmiş. Çünkü onlar CHP’ye oy vermezmiş. Onlar solcu değilmiş. Oyunu iki paket bulgura, bir çuval kömüre satarmış. Çünkü bu halk solcu değilmiş. Akşam yemeğinden sonra babadan kalma 30 yıllık binada çürüyen evinde oturan kiracısı arıyor. “Çatı akıyor yapmayacak mıyız” diye soruyor. “Beğenmiyorsan çık” diye kiracısını azarlıyor. Çünkü kiracı da bu işten anlamıyor, çünkü kiracı da solcu değil. Döküntü evini, değerinin 300 - 500 TL üzerinde kiraya veriyor. Değerinden fazla kira veremeyecek olanları evinde istemiyor. Çünkü solcu olmayanla muhatap olmak istemiyor İşe giderken bırakın otobüsü servis bile kullanmıyor çünkü o solcu oluyor, işçisiyle aynı arabada gidemiyor. Eve temizliğe gelen temizlikçinin ya da hizmetçisinin özellikle AKP’li olmasını istiyor. Onu aşağılayabilmek istiyor. “Sandıkta oyumuz eşit ama benim artıklarımla beslenecek kadar fakirsin, ancak evimde hizmetçi olabilirsin” diye sessiz çığlıklar atmak istiyor. Ne kadar kültürlü olduğunu hizmetçisine göstermek istiyor. Aralarındaki kültür ve sınıf farkını sürekli yüzüne vurmak istiyor, yüzüne vurdukça yükselmek, hizmetçisi küçüldükçe büyümek istiyor. Çünkü o solcu oluyor. Kendi öyle sanıyor. 

Sol bir gazete olduğunu iddia eden, laikliğin korunması için üstlenici kurum görevi yapan, AKP’yi sadaka dağıtıp sosyal devlet olmamakla suçlayan Cumhuriyet Gazetesi’nde çalışan bir çaycının maaşıyla İlhan Selçuk’un maaşı arasında kaç sıfır farkı var, bilmek istiyorum. 
Yeşil sermayenin emek sömürücülüğü konusunda söylenecek söz kalmadı zaten. Sağ, sol, dinci, aşırı laik fark etmez hale geldi artık. 

Öte yandan bakıyorsunuz, sağcıyım liberalim diyenler dünya görüşünün zerre kadar uyuşmadığı adamlarla aynı masalarda, evlerde yemeklerde görülüyor. Ama sağcıyım ben solcu değilim, diyor.

En sonunda vardığım kanaat şu: Bu ülkede sol, yalnızca laiklik söz konusu olduğunda meydanda. Laiklik söz konusuysa sola çek, tehlike geçtiği zaman sağa.

Bu yazıyı yazarken sol ile vurgulamak istediklerimin gerçek solcularla bir ilgisinin olmadığı açıktır, değilse bir kez daha açıklamış olayım. Burada sol kelimesini yüzüne vurarak – boşuna - utandırmaya çalıştığım insanlar sömürücü düzenlerinde laiklik bekçiliği yaparak vicdanlarının solunu rahatlatmaya çalışan güruhun mensuplarıdır. 

Gazete haberlerinin altındaki yorumları okuyorum, 100 yorumdan 90’ının yazarı solcuymuş gibi davranıyor. Sonra tanıdığım insanlara bakıyorum. 100 kişiden 80’inin solcuymuş gibi davrandığını, ama yalnızca 2’sinin solcuymuş gibi yaşadığını görüyorum. 

Asıl merak ettiğim ise, hiç de az olduğunu düşünmediğim sol kanadın kendine neden ifade platformu bulamadığı, meydanı bunlara bıraktığı. Siyasi anlamda değil; toplumsal, medyatik, ifade alanları açısından sol, kendini neden gösteremiyor, “sol”u bu güruhun popülist laiklik kaygılarına mecbur bırakıyor? Eleştirmek için değil; son derece samimi, merak ederek ve içeriden bir cevap bekleyerek soruyorum. 
Neden?

Özgün İçerik Kodu: 99F568452CABD4F9D543B27571F1C989368906E8

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder