Ya arkadaş, neden inanmayacak mışız? Ne var bunda bu kadar şaşıracak? Hiç mi görmediniz bir enstrüman çalan, kitap okuyan, fotoğraf çeken ya da resim yapan bir başörtülü? İşin diğer bir ilginç tarafı da kemana ve şarkı söylemeye duyulan bu ilginin Amerika'daki okula bağlanıyor olması. İsmekler sağolsun, enstrüman çalmak artık ekonomik durumu müsait olanlara yönelik hobiler&meslekler olmaktan çıktı. Namık Kemal Lisesi'nden mezun başörtülü bir kızı da keman çalarken görebilirsiniz. İnanmıyorsanız adres veriyorum, Hasanpaşa ve Fındıkzade'de İsmek'in müzik merkezleri var. Oturun kapıda yarım gün girip çıkanları izleyin. Ne dediğimi hala anlamıyorsanız, boşverin anlamayın.
Diyelim ki bu Erdoğan'ın imam-hatip mezunu o kültürsüz kızı kemandan falan anlamazdı. Amerika'ya gitmese sanatla falan ilgileneceği yoktu. Evine kapanmış, hiçbir şeyden anlamayan, çocuklarının anası bir kadın olacaktı. Ne oldu? O kız üniversiteye gidince keman çalmaya başladı. Şarkı söylemeye başladı. Kim bilir daha ne kültürel faaliyetlere katıldı. Kim bilir daha neler öğrendi oralarda. Ne oldu? Aynı yere çıkmadık mı? Yapılan tartışmalar anlamsızlaşmadı mı?Yasaklarla karşısında durmaya çalıştığınız yobazlığın destekleyicisi konumuna düşmediğinizi mi şimdi? Bunu da anlamadıysanız, yine boşverin, anlamayın.
Haberin ikinci bölümünü inceleyelim:
Süher Pekinel'in bu söyledikleri üzerine programın diğer konuklarından Mehmet Ali Birand böyle bir şeyden haberi olmadığını vurgulayıp şöyle demiş:
"Ne diyorsun? Allah Allah ben hiç bilmiyordum. Gözümde birden bire değişiverdi kız. Yani bizim gözümüzdeki imajı hani muhafazakar, hiçbir şey yapmayan böyle işlerle uğraşmayan, hanım hanımcık falan. Bizde öyle bir izlenim var."
Allah aşkına biri bana nerede yaşadığımı, bu ülkenin nasıl bir yer olduğunu anlatsın. Ya da şunları şöyle bir dürtsün ki onlar nerede yaşadıklarının, nasıl bir toplumun mensubu olduklarının farkına varsınlar. İstanbul'un her yerinde kemanlarla, gitarlarla, flütlerle, resim çantalarıyla kurslara giden o başörtülü kızlar hangi ülkede, biri bana anlatsın. Kardeşimin piyano kursunda genç başörtülü kızların yanında 30'lu yaşlarında başörtülü bir ablanın da olduğunu söylesem Fazıl Say piyano çalmayı bırakır herhalde.
Haber spikeri, sanatçısı, yazarı, doktoru, siyasetçisi komşusuna bu kadar yabancı olan kaç memleket daha biliyorsunuz? Türkiye'nin doğusunda unutulanlar gibi gözden uzak, yaşamları masal gibi gelen ötekileştirilenlere yabancı kalmalarını eleştirebilirim. Ama insan komşusuna da bu kadar yabancı kalır mı? Buna artık körlük denir, başka da bir şey denmez. Burunlarınızı o Nişantaşı kafelerinden, lüks restoranlardan, entel kafelerden, Papermoon'dan çıkarın da etrafınıza bakın biraz. Sıkılmadınız mı lan birbirinizi görmekten? Biraz sağa sola bakın, kendinizden farklı birini görürsünüz belki.
Aaa, bak işte orada. Fil-adam keman çalıyor!
Bak bak, bir şey olmaz.
Korkma, bir şey yapmaz.
*İlgili haber için tıklayınız.
Özgün İçerik Kodu: E1CE4F8F2E6DCE2BB04E73B54CF7A370CCE27165
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder