Yeni çağın yeni modası haline gelmiş bir hastalık insanların başına musallat oldu. Kronik hastalığın adı: sosyalleşmek. Ulan ne sosyalleşmeymiş bu arkadaş. Herkes ille de sosyalleşeceğim diye çırpınıyor. Her gece çıkacaklar, yorulacaklar, her gece lüzumlu lüzumsuz çok sayıda insanla tanışacaklar, sonra hepsini unutacaklar, ertesi gün okula/işe geç kalacaklar, kendilerine vakit ayıramayacaklar, kendilerini dinleyemeyecekler, kendileriyle yüzleşemeyecekler, bir kitap bile okuyamayacaklar, evde film izlemek için ille de marketten yüklü alışveriş yapıp 30 kişiyi eve doldurmaları gerekecek. Ne eziyetli bir hastalıkmış sosyalleşmek. Sosyalleşmekle yetinseler yine sesim çıkmayacak. İlla ki başkalarını da sosyalleştirecekler. İstemiyorum diyorum. Yiyip içip sonra kendimden geçip kendimi rezil etmek sosyalleşmekse istemiyorum kardeşim. Sosyalleşmiyorum ben. Düşün yakamdan. Dans etmeler, bağırmalar, kendinden geçmeler, sızmalar. Yok, diyorum, bedenimin ve beynimin kontrolü bendeyken ben mutluyum yahu, dahası kime ne? Arkadaşlarımın olması beni tabi ki mutlu ediyor ama ben evimde karanlıkta parlayan masa ışığımın altında, herkes uyumuşken sessizliği bozan bilgisayarın fırıl fırıl dönen fanının gürültüsü eşliğinde hikayeler yazmaktan, okumaktan mutluyum. İlle de masaların üstüne çıkıp tepinmem mi lazım? Ama olur muymuş hiç. Daha yaşım kaçmış ki. Hem zaten çılgınlar gibi eğlenmezsem nerden bilebilirmişim ki çılgınlar gibi eğlenmenin ne olduğunu. Çılgınlar gibi eğlenenlerin yanında otokontrolünü sağlayıp insanların ne hallere düştüğünü görmeyen sensen, sen nereden bileceksin çıldırmamanın ne demek olduğunu? “Sosyalliğin dibine vurduk biz!” diye iyice cılkını mı çıkarmak lazım eğlenmenin? Benim eğlence anlayışımda kontrolü kaybetmek yoksa ben neden illa ki senin sosyalleşme içeriğine entegre oluyorum? Deli miyim ben, neyim.
Geçtiğimiz günlerde sayfanın sağ tarafındaki modüllerden “Sözün Sonu” kısmına Perihan Mağden’in “Korkma bu akşam gelip çalmam kapını” isimli kitabından bir alıntıyı koydum. Birkaç gün içinde oradaki sözü değiştireceğim için buraya bir daha yazıyorum.
Demiş ki Perihan:
“Sosyalleşe sosyalleşe ruh hayatınız falloş olur ve sosyalleşmenin nasıl can sıkıcı bir şey olduğunu, nasıl sizden götürdüğünü, nasıl ciddi bir ruhsal erezyon yarattığını dahi kadedemeyecek hallere düşersiniz.”
Ne de güzel söylemiş.
"Öyle" sosyallik düşmanlarım başına, istiyorlarsa dostlarım da alabilir. Ben böyle sosyallikten memnunum.
İsteyen asosyallik de diyebilir.
Kime ne?
Mesela banane.
Özgün İçerik Kodu: 6A51933E64C2611324B218A2BBC50B65B4B3DCA0
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder