17 Mart 2009 Salı

Sıkı Takip

16.03.2009 tarihinde Radikal Gazetesi’nde
“Patronlar artık işçinin ‘tuvaletinden’ de kazanıyor!”* başlıklı bir haber yayınlandı. Haber, çalışanlarının gücünü son damlasına kadar kullanmak isteyen işverenlerin insanların sağlığını tehdit ederek tuvalet ihtiyaçlarına müdahelesini konu alıyordu. Akıllı bir Türk firması, tuvalet giriş-çıkış takibi yapan sistemini basit bir hesapla işçilerin tuvalette harcayacakları fazladan 20 dakika ile işletmenin ne kadar zararı girdiğinin hesabı vesilesiyle tanıtıyordu. Bu basit hesaba göre günde tuvalette fazladan 20 dakika geçiren işçilerin işletmeye maliyeti bakın ne kadar oluyor. Günde 20 dakika 100 personel için 2.000 dakika ediyor. 22 işgününden 44.000 dakika ediyor. İşçinin bir saatlik ücretini 3 TL kabul edersek 2.199 TL ediyor. İşte bu meblayı bir işletmede fazladan 20 dakika tuvalette vakit harcayan 100 çalışanın doğal ihtiyaçlarının, sağlık sorunlarının, sonu ölüme kadar gidebilecek insan hakları ihlalinin bedeli olarak gören distribütör firma işverene şöyle sesleniyor:

“İşçilerin hakları olmadan sizden aldıkları zamanın para olarak size geri dönüşümü...”

Özellikle tekstil devlerinin çok etkilendiği bu pazarlama stratejisi hedef kitlesine ulaşmış durumda. Çünkü tekstil ürünleri üreticileri bu sistem sayesinde fazla mesainin canına okuyarak zaten kapasitelerinin üzerinde faydalanmaya çalıştıkları çalışanlarının günlük tuvalet ihtiyaçlarını yasal ihtiyaç molalarının dışında 3 kez 10’ar dakikalık tuvalet molaları ile sınırlandırmış durumda. Limitlerin aşılması halinde çalışanın maaşından kesinti yapılıyor. Tabi bu değerler genel uygulamaya göre. Aslında her işletme, kendi kurallarını koyma hakkına sahip.

Haberin içeriğine göre bu uygulama makine sektöründe de hızla yayılmakta. İşin ilginç tarafı, bu sistemi uygulayan büyük firmaların isimlerinin açıklanmasını istemiyor olmaları. Tuvalet bekçiliği sistemini kullanan firmaların deşifre olmaktan kaçışı, uygulamadaki çelişkiyi ve sorunları açıkça ortaya koyuyor. Sistemin diğer bir ilginç tarafı ise beyaz yaka çalışanlara uygulanmıyor oluşu. Sistemi Türkiye’ye getiren firmanın ortaklarından biri, bu konuya şöyle açıklama getiriyor: “Beyaz yakalılar belirli bir duruma vakıf oldukları için, olayın ciddiyetinin farkında oldukları için olayın dışında tutuyorlar.” Bu cümle ile tuvalet takip sisteminin yarattığı hak ihlali ve çelişkiler yanında bir de “yanılgı” unsuru ortaya çıkıyor. Şöyle ki; “Ne müdürler gördüm. Zaten yoktular”.

Kullanan firmalar ne diyor?

Sistemi uygulayan firmalardan biri Sema Tekstil’in İdari İşler Müdürü Sedat Aydın, sistemi neden kullandıklarını şöyle açıklıyor: “Çin’le rekabette zorlanıyoruz. Bu yüzden kâr edemiyoruz. Bu sistemi kurmadan bir hafta önce aldığımız işi vaat ettiğimiz zamanda yetiştiremediğimiz için 72 bin TL ceza yedik. Personellerimizin sorumsuz davranışları yüzünden firmamız ciddi zarara girdi.”

Bu cümle bana bir iş görüşmesinde yaşadıklarımı anımsattı. Otomotiv yan sanayi alanında faaliyet gösteren orta ölçekli bir firmada işletme müdürü ile görüşmüştüm. Fabrika, orta ölçekli olmasına rağmen yeterince büyüktü. Organizasyon yapısı oturmuş, üretim hacmi gelişmişti. İşletme müdürü sıfatıyla görüştüğüm kişi müdür olmaktan çok uzak, iş görüşmesi yapılabilecek en berbat kişiydi. Görüşmeye başladıktan beş dakika sonra iş umurumda bile değildi. Nezaket kurallarını elden bırakmadan tartışmaları sonlandırıp gitmek tek isteğimdi. “Bir fabrika kurulurken nelere dikkat edilir, neler yapılır” konulu sorgulanmamda işletme müdürü ile aramızda ciddi bir gerilim oluştu. Ben fabrika yapılırken çalışanların dinlenme alanlarının, tuvaletlerin yerine dikkat edilmesi gerektiğini, bu alanların çalışma bölgelerine yakın olması gerektiğini savunurken müdür, aksine bunların uzak olmasının işçinin işine geldiğini çünkü işçinin aslında temelde çalışmak istemediğini, tuvaletin işçi için işten kaçmak ve etraftakilerle muhabbet etmek için güzel bir bahane olduğunu ileri sürüyordu. Bu konuda sıkı bir tartışma yaşadık. Görüldüğü gibi pek çok işletme bu konuda benzer fikirlere sahip.

Elbette çalışma şartlarını suistimal eden çalışanlar her işletmede var. Bununla beraber tuvalet molasını sık kullanan herkes de iyi niyet sömürüsü yapıyor değil. Çalışanlar tuvalette fazladan yarım saat, bir saat geçiriyorsa işletmenin bunun sebebini sorgulaması gerekir. Bunda pek çok etken olabilir. Ama bence bu kaçışlarda en önemli iki etken var. Bu etkenlerden biri, çalışanın gerçekten çalışmak istemiyor oluşu, çalışmaktan kaçıyor oluşu diğeri ise çalışanın çalışma şartlarının ağır oluşu. Birinci grup çalışanları, “çalışmak” eylemine yatkın olmayıp her işten kaytarmanın yollarını arayanlar oluşturuyor. Gerçekten bu tip insanlar her yerde var. Hepimizin hayatında, tanıdıkları arasında mutlaka çalışmaktan kaçmaya bakan en az bir kişi vardır. İşsizliğin yüksek oranlarda seyrettiği ülkemizde asgari ücrete çalışmaya talip binlerce insan varken çalışmak istemeyen insanı illaki elinde tutmaya çalışmak ne kadar anlamlı? İşverenin çalışmaktan kaçan çalışanları “işlerinin gerekliliğini yerine getirmedikleri” için işten çıkarma hakkı yasalara göre zaten var. Çalışmaya ihtiyacı olan birini işe almak dururken çalışmak istemeyeni fazladan para harcayarak işin başında tutmaya çalışmak hiçbir anlam taşımamakla birlikte, ne mantığa ne adalet anlayışına ne de bir işletmenin çalışma prensiplerine uyuyor. Bunda ısrarcı olmak, anlamsız ve faydasız uygulamalara gitmek geleceği olmayan, profesyonellikten uzak firmaların yapabileceği eylemlerdir. Bu durumda çalışan yönetim anlayışını oturtamamış, profesyonel liderlik ve yönetim anlayışından uzak firmaların krizden etkilenmesi zaten kaçınılmazdır. Ağır çalışma şartlarına sahip çalışanların oluşturduğu ikinci grup ise dinlenebilmek, nefes alabilmek adına sürekli ihtiyaç molalarına kaçıyorsa firmanın burada o kişinin ya da kişilerin çalışma şartlarını incelemesi gerekir. Zira ağır çalışma şartlarında kişi, molalara kaçmasa hatta oturduğu yere bağlansa bile verimli çalışamayacaktır. Çalışan için uygun çalışma şartlarının oluşturulması insan hakları ve verimli çalışma açısından zaruridir. Bunun çalışana ve işletmeye sağladığı faydayı göremeyenler de yine ancak ve ancak cirosuna bakmaksızın zihniyet olarak küçük kalmaya mahkum firmalardır. Zaten bu tür firmalarda çalışanlar sürekli olarak değişmektedir. Çalışanların çoğu da mecbur oldukları için o firmada çalışmaktadır. Buldukları ilk fırsatta iş değiştirmeleri bundan kaynaklanan son derece haklı eylemlerdir.

Çalışma şartları ya da kişisel sebeplerden işten kaçan çalışanları parmak izi okutarak, maaşlarından keserek işlerinin başında tutmaya çalışmak işveren açısından beyhude bir çabadır. Özellikle sağlık sorunu olanları mağdur konumuna düşüren bu uygulamanın tabipler ve hukukçular tarafından “kabul edilemez” bulunuşunu açıklamaya/tartışamaya gerek bile yok sanırım.

Otomasyona geçiş ve çalışanlar

Çeşitli sektörlerde otomasyona geçiş üretim, verimlilik, teknoloji açısından elbette bulunmaz nimetler. Otomasyonun getirdiği en büyük sorun ise insiyatif kullanma hakkını devreden çıkararak çalışanı pasifize etmesi. Otomasyonun doğru uygulanmadığı işletmelerde çalışan aklının üretime katılmaması geliştirici fikirlerin üretimden uzak kalmasına sebep oluyor. Otomasyonun doğru uygulanmadığı işletmelerde benzer şekilde çalışanların verimlilik oranları da görünmedikleri için hesaba katılmıyor. Çok sayıda işletme, makine başında duran bir operatörün en verimli çalışma şeklini “bir yerden alıp başka bir yere koyduğu parça sayısı” ile ölçüyor. Doğru uygulanmayan, sektörüne, pazarına, bağlı bulunduğu ülke hukukuna uygunluğu düşünülmeden kurulmuş otomasyon sistemleri verimlilik açısından işverenleri gerçeklerden uzaklaştırıp “zaruri ihtiyaçlar” üzerinden tasarruf yapmaya yöneltiyor.
Anlaşılan o ki ekonomik krizlerin yarattığı fırsatlar gün geçtikçe katılaşan çalışma şartlarına idrar takibini de eklemiş bulunuyor. Yakın bir zamanda, çalışanların idrar tahlillerine bakarak öğlen yemeğinde neyden ne kadar yediklerinin tespit edilerek yemeklerine de sınır getirilmesi uygulamasına şahit olursak şaşırmayacağız.

İlgili haberin tam metnine ulaşmak isteyenler buradan ulaşabilir.

Özgün İçerik Kodu: F81DEF1732C0ED6D97B972C993E416D9BCE13F20

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder