AKP’ye oy verenler yani Bekir Coşkun’un özgün tabiriyle okumaz, görmez, sorgulamaz vatandaşlar Coşkun tarafından “Göbeğini kaşıyan adam” olarak tanımlanmıştı. Arada sırada “Yok canım, AKP’ye oy veren herkes de göbeğini kaşıyan adam değil” diyerek kime dediğini belirsizlik bulutu arkasına saklamaya çalışsa da bunun alenen “Halkı aşağılamak” olduğunu hemen hemen herkes kabul ediyor. Konumu gereği Coşkun herkesi kastetmediğini söylüyor; ama kendisiyle aynı fikri, aynı dünya görüşünü paylaşanlar bu “Halkı aşağılamak” mevzusundan hiç de rahatsız değiller. “Evet, evet hepsi böyle!” heyecanı içerisinde yaşarken aksine bu aşağılamalardan derin bir haz duyuyorlar. Duyulan haz, ego tatmini beraberinde başka faydalar da sağlıyor. Göbeğini kaşıyan adam geri kalmışlığı besleyen partilere oy vermeye devam ettikçe bütün yanlışlar nasılsa göbeğini kaşıyan adama yıkılacak, böylece hatalarda aynı paya sahip olanların suçu görünmeyecektir. Savunma ise son derece basittir: “Ama siz bize/bizimkilere hiç oy vermediniz ki!”. “Oy vermedik de faaliyette bulunmak için illa ki koltuk mu lazımdı?” diye sormak kimsenin aklına gelmez. “Taş üstüne taş koydun mu?”, “Yapıcı eleştiriden haberin var mıdır?”, “Hayır’dan başka kelime bilir misin?” sorularına karşılık vermesi zinhar imkansız olanların yanında sorumluluk alan, suçu ve başarıyı paylaşmasını bilen her kesimden, her partiden muhalifleri tenzih ederim. Saygımı duyarım. Selamımı gönderirim. Fakat muhalifliği “Hayır” demekten ibaret olanların, “İnsanları bugün ne ile aşağılasam” diye düşünüp sonra ‘öyle demedim’e kıvıranların, “Dur şunlara biraz giydireyim de aramızdaki maaş farkı ile birlikte toplumsal sınıf farkı da ortaya çıksın” diye köşe dolduranların samimiyeti su götürmez bir biçimde gözler önüne serildi. AKP Hükümeti’nin belki de tek güzel tarafı bu oldu. Sapla saman ayrıldı. Toplumun bütün ekonomik, sosyal ve siyasi gruplarının hepsinde sapla samanın arasındaki fark ortaya serildi. Bu ayrılma biraz gergin oldu, orası ayrı. Yıllardır yapısal kemikleşmeye gitmiş ve birbirine kapalı yaşayan toplumlarda, ötekilerin seslerini yükseltmeye çalıştıkları zamanlarda bu tip ayrılma gerginliklerinin ortaya çıkması doğaldır. Asıl önemli olan bu toplumsal fikir çatışmasını nasıl atlattığınızdır ki biz burada fena halde çuvalladık. Bekir Coşkun cephesinde yaşanan travmanın “Göbeğini kaşıyan adam” şeklinde vuku bulmasının benzeri geçtiğimiz günlerde Nihat Doğan cephesinde yaşandı. CHP Siirt İl Başkanı Şakir Sula’nın iddialarına göre Nihat Doğan yerel bir televizyonda halka “Şerefiniz varsa AKP’ye oy vereceksiniz” diye seslenmiş. (Radikal Gazetesi, 11.03.2009) Tersinir algılanma özelliğini fazlasıyla taşıyan bu cümle de pek tabi ki “Halkı aşağılamak”, “Halka hakaret etmek” misyonlarını yüklenmiş vaziyette. Peki o zaman Nihat Doğan’ın sözlerinin anlamsızlığını, saçmalığını, işgüzarlığını Bekir Coşkun’un akademik aşağılama(!) yöntemlerinden ayıran nedir? Yani Bekir Coşkun’u Nihat Doğan’dan ayıran nedir?
Hiçbir şey.
Nihat Doğan’ın yaptığının adı cehalet ise Bekir Coşkun’un yaptığının da adı cehalettir. Hayatta belki başka hiçbir ortak noktada buluşamayacak olan iki adam “Halkı aşağılamak” noktasında buluşabiliyorsa bu “cehalet”ler arasında artık hiçbir fark yaşayamaz. Biri cahilliğinden konuşur durur, öbürü cehaletinin farkına bile varmadan konuşur. “Kendini bir halt sanma” hastalığının pençesinde kıvrana kıvrana böyle birbirlerine benzer hale gelirler işte. Onu aşağıla, bunu aşağıla, şuraya baskı yap, buraya emret diye diye gün gelir 'Hayatta yan yanana gelemeyiz' dediğiniz insanlarla aynı ayrışmada sap gibi kalıverirsiniz ortada. Buna da literatürde “Ego tatmini için karizmadan olmak” derler ki o da karizmanız varsa.
Bu hikaye, “Göbeğini kaşıyan adam”dan “Şerefsiz”e uzanan yol olur. “Sizinkisi bir aşk hikayesi” bu hikayeye ad olur. Yaptığı insanın kendisine kapak olur.
Özgün İçerik Kodu: 202B9BBD25AE19F23283551327817086D8B32BF1
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder