Milyoner (Slumdog Millionaire) filmi ödülleri toplamaya başlamadan önce bu filme gitmeye karar vermiştim; ama film izlemek konusunda oldukça yavaş çalışan istek mekanizmam bunu engellemişti. Oskar ödüllerinden sonraki haftasonunda sinemaya gitmeye karar vermiştim ama hangi filme gideceğim hala belirsizdi. Ortalıkta "Milyoner" önerileri dolaşıyordu ama ben o gün kendimi o filmi izlemek için hiç de hazır hissetmiyordum. Filmlere özel günlerim vardır. O gün canım ne tür bir film izlemek isterse onu izlerim. Bu sebeple evden çıktığımda hala gitsem mi gitmesem mi ikilemi içerisindeydim. Motorla Beşiktaş'a geçerken gazetenin ekinde Müge İplikçi'nin köşe yazısına rastladım. Filmle ilgili yorumlar daha önce duyduklarıma pek benzemiyordu. Motordan inerken kararımı vermiştim. Dedim ki kendi kendime "Bugün Milyoner'e gidilecek."
Filmi izlemek için de nasıl yanlış bir alışveriş merkezi seçmişsem yaş ortalaması kırk olan, aşırı kültürlü görünüp de yanlış kabul etmeyen, entel tipli, paralı teyzeler/amcalar vardır ya. Ağzına kadar onlarla dolu bir salona düştüm. Filmden önceki reklam kuşağında Recep İvedik'in oynadığı GSM hattı reklamı çıktığında salonu terk edecekler sandım. Salondan çıkan olmadı ama espirilere de 1 - 2 kişiden fazla gülen çıkmadı.
Filmden kısaca bahsetmek gerekirse, kesinlikle belirtmeliyim ki - her ne kadar Oscar ödüllerine kıymet vermesem de - aldığı tüm ödülleri sonuna kadar hak ediyor. Film müziklerini beğenmemeyi başarmış birileri varsa şaşarım. Filmin ritmini mükemmelce yakalamayı başaran şarkılar, orjinal kurgunun içerisine ustaca yerleştirilmiş. Hikayenin özgünlüğü ve taşıdığı anlamın hep dalga geçilerek izlenen Hindistan filmlerini nihayet Oskar ödüllerine götürmesine şaşmamak gerek. Ayrıca filmin sonunda Hint filmerine özel alakasız ve komik figürlü dans finalini eklemek kesinlikle yerinde bir karar olmuş. Böylece filmin sonunda gelenek korunmuş ve ülke içi toplumsal yaşamı yansıtırken küresel mesajlar veren filmin sonuna özgün bir imza atılmış. Hollywood yapımcılarının elinde abartılarak işlenmiş kırmızı halı üzerinde yürüyen yıldızlarla dolu bir film olma özelliğinden uzak hem de çok uzak oluşu, doğallığı, Hindistan'a özgünlüğü, Hindistan gerçeklerini yansıtışı ve bu gerçeklerle pek çok coğrafyadaki gerçeklere ışık tutuşu ile benzerlerini bir kaç kat katlamış. Çağan Irmak filmleri gibi hüngür hüngür ağlayarak izlenecek bir film olmadığından koltuktan kalkarken etkisinde günlerce kalmaya devam edilecek bir film değil. Eğer kaçmıyorsanız düşünme etkisi zaten sizin için yeterli olacaktır. Filmden çıktığımda "Tabi bu filme Oskar verirsiniz!" diye düşünmüştüm.
Çünkü her gün kıytırıktan meseleri dert edinmeye alışmış, aşağılanmamış, tanımadığı insanlar tarafından yaftalanarak önyargı ile daha başlamadan kaybetmeye alışmamış, nefes alma hakkını elde etmek için mücadele etmek zorunda kalmamış toplumların ruhundaki "duyarlılık" boşluğu ancak listeleri altüst eden kitaplarla, perdeden seyretmesi pek güzel gelen filmlerle doldurulabiliyor. Mesela merak ediyorum Paris Hilton bu filmden ne anlamıştır? Anlayanlar anladıklarını ne kadar akıllarında tutabilmişlerdir? Filme alkış tuttuktan sonra sınıfsal, ırksal, dini sebeplerle daha kaç kişiyi görmemezlikten gelmişlerdir? Filmi izledikten sonra çok pahalı ve şık kıyafetlerle patlayan flaşların ve çığlıkların eşliğinde kırmızı halının üzerinden yürümenin aldatıcılığı ve anlamsızlığı üzerine düşünen olmuş mudur?
Ya da ortalama bir Avrupalı'nın hayatında filmden sonra herhangi bir değişiklik olmuş mudur? Mesela insanlar temiz sokakları, bahçeleri, evleri olan yerleşim birimlerinde Hintli komşularla birlikte yaşamak isterler mi?
Yoksa birileri üçüncü/dördüncü evini almak için mortgage kredileri alıp batarken bir yerlerde yiyecek ekmek bulamayan insanların varlığına karşı, değişme/değiştirme fırsatı vermedikleri sonra da geri kalmışlıkla suçladıkları toplumlara karşı, dünyadaki sefalete karşı vicdan borçlarını hafifletmek için mi arada sırada Oskar ödülleri geri kalmışların geri kalmışlığını onure ediyor?
Olur da fakirlik, ölümler, yaşam mücadelesi, durmadan yakındığımız yaşam koşullarımızın binde birine sahip olma şansını doğarken kaybedenlerin neler yaşadıkları aklınıza düşerse kafanızı çok yormayın. Nasılsa arada sırada "the oscar goes to..."
Bu sizi bir kaç yıl idare eder.
Vicdanlar rahatlasın,
Sınıfı geçtiniz.
Özgün İçerik Kodu: 38B0B060495A32651EF1E5FD5E965528022D27BA