Mutlu Tönbekici’nin Orhan Pamuk’un son romanı “Masumiyet Müzesi”ni anlatan yazısını okuduktan sonra kendimle yaptığım hesaplaşmalar sonucu Mutlu’nun önerilerine yenik düştüm ve gidip kitabı aldım. Bu satırları yazmaya başlamadan az önce de “Herkes bilsin, çok mutlu bir hayat yaşadım” cümlesiyle sona eren romanı bitirdim. Daha iddialı bulduğum için resim olarak bu yazıya kitabın afişini koydum ve başlamak istediğim yer de burası. İlk izlenim olarak kitabın kapak tasarımını beğenmemiştim. Daha sonra roman sırasında dönüp dönüp kapağa baktıkça bu fikrim daha da kuvvetlendi. Afişi ise roman bittikten sonra gördüm. Yani afişte yazılı olan “Yalnız aşk değil, evlilik, arkadaşlık, cinsellik, tutku, aile ve mutluluk hakkındaki düşüncelerinizi de derinden etkileyecek bir roman…” cümlesini okumamıştım ve romanı okurken bu cümlenin etkisinde değildim. Okuduktan sonra ise bu cümlede sayılı hiçbir kavrama ait düşüncelerim değişmedi. Aksine kitabın mesajlarına çoğu yerde karşıt duran fikirlerim güçlendi. Bu durum Pamuk’un fikirleri ve mesajları yetersiz anlatışından değil; anlatılanların çok kişisel olmasından kaynaklanıyor.
Romanın kurgusunu oldukça beğendim. Kitapta anlatılan müzenin açılmasını da merakla bekliyorum. Pamuk’un, cümlelerin arasına açtığı parantezlerle “o dönemde böyleydi” şeklindeki açıklamalarını, olayların dönemi ve özelliklerini anlatmak açısından yetersiz buldum. Orhan Pamuk 70’li yılların ruhunu işlemeye çalışsa da yazarın bu konuda pek başarılı olduğunu söyleyemeyeceğim. Özellikle siyasi olayların kişiler, olaylar ve afişte belirttiği kavramlar üzerindeki etkilerine neredeyse hiç yer verilmemişti. Fakat toplumsal açıdan doyurucuydu. Özellikle kahramanların içinden seçildiği kesimin yani toplumun yeni Batılılaşan kesiminin 70’li yıllardaki haline, davranış biçimlerine romanda genişçe yer verilmişti.
Aşk Romanı
Orhan Pamuk kitabı hakkında şu yorumda bulunmuş:
“Masumiyet Müzesi bir aşk romanı. Tıpkı Kar’ın siyasete, Benim Adım Kırmızı’nın resme odaklandığı gibi, bu roman da aşka odaklanıyor.”
Yazarın söylediklerini ve afişin mesajını dikkate alırsak kitabı yalnızca bir aşk romanı olarak değerlendirmemiz gerekir. Peki bu kitap bir aşk romanı olarak nasıl? Bence kuru kuruya bir aşk romanı olmuş. İçinde aşk geçen ya da tamamen aşkı anlatan okuduğum romanlar/hikayeler içerisinde bu kadar ruhsuz bir kitaba daha rastlamadım. Kitap sanki bir aşk romanı değil de bol sayfalı bir makine bakım kılavuzu gibi. Sıkıcılık ya da uzunluktan bahsetmiyorum. Roman merkezine “aşk”ı alıyorken ve aşk kelimesi bu kadar duygu yüklü iken aşkı anlatan bir romanın bu kadar ruhsuz olmasını garipsedim. Öyle ki Mutlu Tönbekici’nin, Masumiyet Müzesi hakkındaki yorumları ve romanın aşk konusunda kendisinde yaptığı çağrışımları anlattığı -etkisiyle benim kitabı almama vesile olan-yazısı bile kitabın kendisinden daha ruhlu ve aşk doluydu.
Sonuç olarak kitabı okuduğuma pişman değilim; ama beklentilerimi de karşılamadı.
Siz okumalı mısınız?
Bilmiyorum. Ona da artık, yukarıda yazdıklarımı göz önüne alarak, siz karar verin.
Özgün İçerik Kodu: 550C76C29C0C990F9467C69DC6ACFEA09ED0AB34
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder