10 Ekim 2008 Cuma

Tabularıma İtaat Et!

Tahammülsüzüz. Milletçe illet bir hastalığın pençesinde kıvranıyoruz. Farklı olana tahammül edemiyoruz. Tabularımızı bırakın yıkmayı onlara laf edilmesine, tabularımızın üzerinde başkasının düşünmesine dahi katlanamıyoruz. Bu hastalığa yakalanma aşamasında uyanmış şanslı azınlıktan biriyim neyse ki. Bazı tabular var ki toplumca benimsenmenin yanında hakaret kapsamında sus-pus-otur dayatması yapıyor yukarılarda bir yerlerden. Osmanlı Cumhuriyeti filminin başındaki Atatürk’ün ölüm sahnesi için Toktamış Ateş “münasebetsiz sahne” deyivermiş. Bu satırları yazarken Toktamış Ateş’in adını Google’a yazmak suretiyle geçmişine bakmıyorum. Önyargı oluşmasın bende diye. Belki de çok iyi, pek akademisyen bir şahs-ı muhteremdir kendileri fakat ilgilenmiyorum. Sahnede hakaret yok, aşağılama yok. Sadece “ya öyle olsaydı: O zaman ne olurdu?” sorgulaması içeren bir filme dahi tahammül edemiyor. Toktamış Ateş yalnız değil elbet. Haberin altındaki yorumlar da hoşgörüsüzlüğün sınırlarını açıkça ortaya koyuyor. Ölmüşüz, toprağın altına da girmişiz haberimiz yok. Nedir yani bu ketumluk? Zaten bir adım ilerleyemeden 301 kere 301 engeline takılıyoruz. Düşünmeyelim, hiçbir şey yapmayalım, sorgulamayalım; beyinleri isterseniz buzdolabına koyup saklayalım? Tabuları sorgulamayalım da düşünmesek de olur değil mi? Nasılsa profesör olmak için tabulara itaat etmek yeterli.

Gani Müjde de – tebrik ediyorum kendisini – sahneyi asla kesmeyeceğini söylemiş ve şöyle demiş:

Bunun yanlış yorumlanacağını hiç sanmıyorum. Çünkü biz sonrasında değişen tarihi sorguluyoruz, dalga geçmiyoruz. Bu sahne aslında bir dramın başlangıcı. Kimse benim ne denli Atatürkçü olduğumu sorgulayamaz.” Destek çıkıyorum. Biz mi safız sizin mi içiniz fesat? Filmin fragmanını aylar önce izlediğimde “Ya o olmasaydı” dendiğinde düşünmüştüm ki etkileyici bir giriş olmuş. Kıymet bilin der gibi. Bizde bu çağrışımı yapan, hakaretin yanından geçmeyen bir konu neden sizin tabularınızı delik deşik ediyor? Anlamaya çalışıyoruz ama biri de çıkıp söylese ya nasıl olacak. Hep size saygı. Hep sizin tabulara itaat. Buluttan nem kapmayasınız diye konuşmamak gerek. Nasıl yaşayacağız sizinle bir arada? Biz size tahammül edebiliyoruz ama siz tabularının gölgesinde yaşayanlar kendinize bile tahammül edemiyorken kendinizden başka biriyle aynı ortamı, aynı şehri, aynı ülkeyi nasıl paylaşabilirsiniz? Nasıl bir dünya hayal ediyorsunuz bu şekilde? Nasıl yaşanılası bir ülke var düşüncelerinizde? Çok soru oldu değil mi? Ben de öyle tahmin etmiştim. Başka sorum yok hakim bey. Dava, düşünme zahmeti gösterdiğiniz başka bir tarihe ertelenmiştir.

Özgün İçerik Kodu: AEE9CC291ECFF442138A1E0944CACC7A88E9E406

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder